27 Mayıs 2012 Pazar

Sadece bir rendeymiş derdim, basit bir rende!

Yaşamak için mi yemek, yemek için mi yaşamak? Bu soru tavuk-yumurta denklemine benzer kimileri için... Ben yemek için yaşarım, oyle ekmek arası iki parça peynir tatmin etmez beni; yer miyim yerim ama tatmin etmez işte, eksik hissederim. (Yoğun iş temposu arasında ara ara beni bu dinginlik ve durgunluktan çıkaran Çin , Meksika ve Güneydoğu mutfaklarına teşekkürü borç bilirim, zira baharat kombinasyonları ile kendime gelip, yemek yediğimi farkedebildim.)

Son zamanlardaki eksikliğim tamamen bu işte; farketmeden sindim köşeme, halbuki esinlenilebilen, ilham veren, ağız sulandıran tetikleyicilikte, beni silkeleyip kendime getirecek birşeylere ihtiyacım varmış! Buldum kendisini; rende, evet basit bir rende, belki evdeki diğerleri de aynı işi görebilirdi, ama bu beni kendime getirdi!


Çarşamba akşamıydı yanılmıyorsam işten gelince, evdeki işleri de halledip balkabağı olmadan evvel Jamie Oliver’ın 30 dakika içinde harikalar yaratışını izledim, yutkuna yutkuna... Aç mıydım? Biyolojik olarak değil ama ruhen açtım evet, günlerdir tatminkar lezzette bir yemek yememiştim. Ve Jamie o yemeği sadece ama sadece bir rende ile yaptı, basit bir rende! Nedense herşeyin, tüm ilhamın, yeniden bloga yazabilmenin belki de o rende ile geri gelebileceğine inandım ve ertesi gün kendime o rendeden aldım! “Pazartesi olsun rejime başlayacağım” gibi bir argüman benimki, “rendem olsun yemek yapacağım!”. Bazen ben bile kendime inanamıyorum.


Rendeme kavuştuğuma göre, Jamie’nin o ağız sulandıran “domates soslu brokoli” tarifini de yapmadan olmazdı.
  • 2 adet domates
  • 1 diş sarımsak
  • ½ orta boy soğan
  • ½ kilo brokoli
  • 1 adet limon
  • Zeytinyağı
  • Tuz-Karabiber

Malzemelerden farkettiğiniz üzere oldukça basit bir tarif; ama benim için nedense çok tetikleyici oldu kendisi...
Brokolileri buharda pişirme süzgeciniz ile dibine iki parmak su koyduğunuz tencerenizde 5-7 dk süre ile haşlayın.


Bu sırada ikiye bölüp kısmen çekirdeklerini çıkarabildiğiniz domatesleri, sarımsağı ve soğanı rendeleyin. Sarımsak rendelerken ellerinize zarar gelmemesi için güvenlik aparatını mutkala kullanın.

Fotoğrafları birleştirirken farkettim ki en kısa sürede yeni makinem için tripod da almalıyım!

Tüm malzemeyi rendeledikten sonra, bir limonun suyu ve arzu ettiğiniz kadar zeytinyağı ile tuz ve karabiber ekleyip, sosu iyice karıştırın.


Sos hazır oluncaya dek zaten brokoliler yenilecek kıvama gelmiş olacaktır. Normal şartlar altında brokolileri buhardan alınca yeşilliğini kaybetmemesi için buzlu suya atmalıydık, ancak bu sefer sıcaklığıyla tüm sosu emmesi için kasenin içine ekleyip iyice karıştırıyoruz. Ardından da malumunuz sunum önemlidir, servis etmek üzere tertemiz bir tabağa alıyoruz.


İşte bu kadar basit bir sos... Yeşil salatalarda,soğuk makarna salatalarında ve her tür  sebze ile tercih edilebilir bence, ne de olsa artık domates zamanı, tadına varmak gerek! Soruyorum kendime, artık aç mıyım? Hayır... İnanılmaz bir şekilde hafifledim, rahatladım!

Sofralarınız renk dolsun, afiyet olsun!

21 Nisan 2012 Cumartesi

Pembe panjur değil derdim, turuncu tencere...

Hadi itiraf edin! Kaçınız ev işleri bir yandan tüm yoldan çıkmışlığı ile üzerinize üzerinize gelirken; diğer yandan çcocuklar çığlık çığlığa ilgi beklerken ya da sofranın hazırlanması ile salatanın, yan yemeklerin yapılmasının gerekliliği kabus gibi üzerinize çökmüşken, akşam yemeğini yaktınız? Rahat olun söyleyin biz bizeyiz! Cevap veriyorum, bende (henüz) vukuat yok ama ütü yaparken, sofra hazırlarken direkten dönmedim mi, çok döndüm. Ne deparlar attım iki üç metrelik koridorda! Evde koşulmaz derler bir de, külliyen yalan...

Bizim aksimize daha ekabir olan, dünyevi dertlerin arasında durup kendine vakit ayırmayı gayet iyi bilen Fransızlar işte bu koşturmacaya son vermek adına bir teknik bulmuşlar, yavaş pişirme... Varsın yemek pişsin, siz kahveniz elinizde derginiz/gazeteniz önünüzde, o la la la! Ne ala...


Çoğunun hayali pembe panjurlu bir ev iken benimki, dökme demir tencere, işte o malum turuncu tencere bu aralar gözdem, bir ağır sormayın hem kendi hem pişirmesi; ama o tat, o doku değer valla beklemeye... Ahım şahım yemekler bir yana basit bir tencere yemeği bile – mesela havuçlu bezelye- lezzetleniyor bu teknikle, zaten düdüklü ile anlaşamayan bana gün doğdu bu sayede...

Bezelye yemeği için malzemelerimiz;
  • 2 su bardağı bezelye
  • 1 adet  orta boy patates
  • 2 adet küçük havuç
  • 1 adet orta boy soğan
  • 1 yemek kaşık domates salçası
  • 1 yemek kaşığı acı chili sos
  • 2 yemek kaşığı sıvı yağ
  • Tuz-Karabiber
Alışık olmadığımız, yepyeni bir tarif değil elbette ama sırrı hem tencerede hem de acı sosta saklı. Tencereye yağı ve minik küpler halinde doğradığınız soğanı ekleyin, kısık ateşte soğanlar sararana kadar kavurun, ateş kısık olduğu için aslında yanması bile zor, endişe etmeyin.


Kavurmaya devam ederken, domates salçası ile acı sosu ekleyin. (Yazdan kalan son donmuş) bezelyeyi de ekleyip karıştırın ardından diğer sebzeleri de tencerenize ekleyip biraz sularını bırakmaları için karıştırın ve son olarak tencereye sebzelerin üzerini geçecek kadar su ekleyip arzu ettiğiniz baharatı da serperek tencerenin kapağını kapatın...


Şimdi elinize en sevdiğiniz kitabı alın ya da sevmediğiniz ütüleriniz derdine düşün; size kalmış ama bu yemeği yarım saat boyunca unutun, kapağı kapalı taşma derdi yok kısık ateşte kendi halinde, vitamini içinde pişsin dursun.


Acı sosa gelince, işte o yeni favorim!  Ellie Krieger' ın televizyon programında gördüm varsa Macro Center'da vardır dedim ve buldum bu Tayland’a has sosu. Kendisi chili biberinin, sirke ve sarımsak ile seyreltilmiş hali. Bir acı ki sormayın, ama bence pişmesi gerek, pişip acısını vermesi gerek! Her ne kadar onlar ağırlıklı deniz ürünleri ile kullansalar da bizim mutfağa uyarlandığında yana yakıla yenen yemeklerimin, acılı tavuk marinasyonlarımın, hatta gördünüz işte tencere yemeklerimin bile  vazgeçilmez eşlikçisi son zamanlarda! Denemeye, keşfe açık olmak gerek, muftak dipsiz bir kuyu...


Turuncu tencerem artık baş köşede, bundan sonra bana pişirmek/paylaşmak düşer, size de okumak. 
Damak tadınız daim olsun, afiyet olsun...

6 Nisan 2012 Cuma

Nev-i şahsına münhasır zeytin ağacı ve zeytinyağı...

Çekirdek aile diyorduk kendimize falan ama 5 kişiydik, üstelik misafiri de bol bir aileydik. Bu sebeptendir ben kalabalık sofra severim, öyle tek başına en lezzetli yemeği de yiyecek olsam, olması gerektiği şekilde keyif alamam, yemiş olmak için yemiş gibi hissederim. Masa dediğin kalabalık olacak, yemek dediğin şen şakrak muhabbetle yenilecek, tadı damağında sohbetiyle kalacak, unutulmaz olacak... Meryl Streep’in başrolünü üstlendiği Mamma Mia’daki düğün yemeği sahnesi mesela en büyük hayalim, 20-25 kişi bir masada, herkes ayrı telde ama aynı muhabbette, afiyette... Yemekler üstelik bize de yakın Ege tadında, zeytinyağı baş tacı o sofrada da!

Nereden nereye! Bir zeytinyağı tattım kalktım karşı kıyıya vardım, oradan hayallere daldım. Ama sebebi yağın da içinde saklı. Adı “Sonsuzluk”, hikayesi ise ölümsüz zeytin ağacı misali eskiye dayanıyor , ta Yunan filozof Pisagor'a kadar varabiliyor. Pisagor’a göre rakamların hepsinin birer simgesi var. Buna göre “bir” rakamı önsüz ve sonsuz olmasıyla Tanrı'yı ifade ediyor ve 1 ile 1 yan yana geldiğinde sonsuzluğa açılan kapı oluyor. Malumunuz hiçbir tanesini bir ötekine benzemez nev-i şahsına münhasır zeytin ağacı da yeryüzünde sonsuz olmasıyla biliniyor. İşte bahsedeceğim yağın adı buradan doğuyor.

Marka olanından, imalattan halka köy pazarlarında satılanına kadar çok yağ içtim, azı yer etti damağımda; Mardin ve Ayvalık’tan sonra Mudanya yöresinden toplanan zeytinlerin taş baskı yöntemiyle zeytinyağının en saf haline dönüştürüldüğü XI.XI Sonsuzluk da artık yer edenler arasında... Kıvamı yoğun, rengi göz alan cinsten bir sarı, insanın dilini yakmıyor, buram buram zeytin kokuyor sanki yermiş gibi hissettiyor...

Geçtiğimiz haftalarda Chef’s Table’da tanıştım Nazlıgül Ünal ve Aslıhan Yıldırım’la, kendilerini zeytine adamış iki kız kardeş, sevgi ve emekle ağaçlarını büyütmüşler, aslına uygun bir şekilde eski bir yağhaneyi restore etmişler, yağ düşkünü Ege, Akdeniz ülkelerini gezmişler, işin alaylılarını da yanlarına alıp kolları sıvamışlar ve XI.XI Sonsuzluk’u yaratmışlar. Detaylar için sitelerini ziyaret etmenizi ve artık markette gezerken raflarda Sonsuzluk’u aramanızı öneririm.

Konumuz sonsuzluk olunca, Serkan Bozkurt sonsuz tat arayışında yine damak zevklerimize hitap edecek şekilde sınırları zorladı. Hep birlikte salata yaptık ama alışılmadık, salataya katması cesaret isteyen malzemeler ile renklendirdik. Bakın bakalım bana hak verecek misiniz?

Sonsuz Salata için malzemelerimiz;

  • 1 paket meskülen salata
  • 1 dilim ananas
  • 1 dilim mango
  • ¼ nar
  • 1 tatlı kaşığı damla bitter çikolata
  • 4-5 adet altın çilek
  • 2-3 kuru erik
  • 3-4 iç ceviz
  • Zeytinyağı
  • 1 yemek kaşığı beyaz sarap sirkesi
  • Parmesan Peyniri

Yıkadıktan sonra yağı seyreltmemesi için iyice kuruttuğumuz meskülen ile diğer tüm malzemeleri bir araya getirip, zeytinyağı ve sirke ile harmanlayıp parmesanla süsleyip, keyifle her tanenin tadına vararak bu kombinasyonun damağınızda yarattığı şaşkınlıkla yemekten başka bir şey yapmanıza gerek yok.

İnsan kendi kafasında, mevzusu yemek olan insanlarla bir araya gelince sohbete doyamıyor. Biz salatamızı yaptık, Serkan Bozkurt ise Karaca’nın yeni İstanbul serisi tabaklarında sunduğu ana yemek ve tatlı ile damağımızdaki zeytinyağ tadını pekiştirdi.

Ayva yatağında karamelize soğanlı vişne soslu bonfilet

Zeytinyağ ile hazırlanmış frambuaz soslu misket limonlu krem

Chef’s Table’daki ceviz masanın yeri ayrı işte bende, en başta bahsettiğim hayalim gibi nedense. 18 kişi olmasak bile Lezzetli Bol Tijen, Özge'nin Oltası Özge, Dokuzuncu Bulut Aslı ve Yüksek Lezzetler Hidayet ile renklenen, Nazlıgül Ünal ve Aslıhan Yıldırım’ın emekleri olan yağ ile lezzetlenen, Serkan Bozkurt’un gurme dehası ile pekişen günden bir kenare not edilen püf noktaların, damakta kalan enfes tatların yanında bir tebessüm ile ayrılmak...

Hayat tadına varınca, tadı damağında anılarla kalınca güzel,insan daha ne ister...

Muhabbeti, kahkahası bol afiyette günler dilerim.

Not: Kelimeleri bir araya getiremeyecek, getirdiğimde de yanlış sıralayabilecek kadar yoğun günler geçirdim. Artık en azından kafamı dinlemek için bloguma dönmem gerektiğinin farkındayım. Yokluğumu farkedip de soranlara teşekkür etmeliyim, onların zoruyla/desteğiyle klavyemin başına geçtim, yoksa bu aralar cümle kuramayacak kadar tembelim... Kendimi motive etmek için yazıyorum buraya, bir haftaya kalmaz size yeni bir acı ile bulduğum, son günlerdeki gözdem turuncu tenceremi anlatacağım...

26 Şubat 2012 Pazar

Tetris "5 in 1" misali Homend "3 in 1"...

80lerde çocuk olanlar bilirler, biz misafirliğe cepler, çantalar oyuncak dolu giderdik; ne oynasak bilemezdik. Snakes, bricks, worms vardı sonra tetris geldi, bir de araba yarışını kattık mı araya, cepler atari dolardı. Sonra ne oldu? Ben ilk okul çağlarında iken Tetris atağa kalktı “5 in 1” diye bir şey çıkardı. Haydi bakalım paralar birikti, yine oyuncakçıya gidildi, yeni oyuncak edinildi. “5 in 1” güzelliğe bak, tek oyuncak; rahatlıkla sakla okulda, aralarda oyna kaptırmadan doya doya...

Bugünlerde ise oyun parkımız mutfak, oyuncaklarımız mutfak aletlerimiz olunca, prim yapan dikkat çeken icatlar yine aynı mantıkta; üçü beşi bir arada... Malumunuz apartman hali paslaşmalarımız dar alanda. Mutfaklarımız 10-15 metrekare olunca bu tip icatlar akıl çeliyor; benim onları alasım onların benim olası geliyor! Bakın aşağıdaki kalabalığa siz karar verin; işte mutfak robotu, mikser ve blender bir arada. Yıllar geçtikçe zaten rafların çekmecelerin dolup taşası geliyor, bir de bu kalabalık üstüne tuz biber ekiyor.

Bu karmaşaya son veren bir icat var cidden yok değil. Geçtiğimiz haftasonu Serkan Bozkurt – Chef’s Table Mutfak Okulu‘nda, Homend’in bizler için hazırladığı “serving love” etkinliğinde tanıştım kendisiyle, Homend Functionall 2802; tüm bu kalabalığa bir düzen veren, kablo karmaşasını sona erdiren bir çözümü var.

İnanmazsınız o küçük haline, boyundan büyük marifetleri var. Bakmayın siz haznesi küçük gibi duruyor falan ama kendinin 1,5 misli mutfak robotundan daha hızlı sonuca ulaştırdığı için, iki kere bile çalıştırsanız aynı vakti harcamazsınız. Ayrıca çift bıçağı ile -soğuklardan kurtulabilirsek- yaz geldiğinde bize rahatlıkla buz kırabileceğini ve "smoothie”lere hız katacağını müjdeliyor. Hatta blender halinde kullanırken o kadar güçlü ki, evde güç gösterisi yapıp onu dibine yapıştığı kaptan ayırmak isteyenler olursa kendinizi tezgah, yer, dolap kapağı temizlerken bulabilirsiniz... (Birkaç satır aşağıda öğreneceksiniz kim bu mutfakta güç gösterisine girişen?)

Bize özel hazırlanmış, "hayır" diyemeceğiniz video ile davet edildiğimiz etkinlikte şirketin pek çok kademesinden çok keyifli ve büyük bir aile oluvermiş Homend ekibi ile teması “aşk” olan bu günde bir aşk içececeği ve kalp pandispanyadan pasta hazırladık.

video

Ananasa, tarçın ve çarkıfelek meyvesi katıp, karanfil ve zencefil ile keskinleştirip, şaşırtan lezzette bir içeçek hazırladık.

Ardından krema çırpıp, farklı tat ve dokularda çikolatalar ve ahududu ile tatlandırıp pastamızı hazırladık. Yok yok aslında ben çok da bir şey yapmadım, yol gösterdim gülümsedim; önlüğü beyefendiye devrettim. Bkz: Serving Wife!

“Hakikaten makine amma güçlü” ifadesi sonrasında batan tezgahı temizleme krizi dışında, ben de günün keyfine vardım, çaktırmadan yan istasyonlara sataştım, bir kaç kare de onları fotoğrafladım.

Blog Yazarları: Devletşah ve Berna, Tijen, Ayşem, Sevil, Tümay ile eşleri.

Homend : Genel Müdür Hakan Koçer ve Eşi, İş Gelişme Direktörü Mehtap Yıldız ve Eşi, Pazarlama Müdürü Remzi Özyalçın, Dijital Pazarlama Uzmanı Eda Uzun

Sevgimizi katıp karı-koca birlikte yaptığımız pastamızı dinlenmeye bırakınca da, Serkan Bozkurt’un girişimci ruhla hazırladığı lezzetli yemekler ile damağımıza tat kattık.

Tüm koşturmaca arasında bir gün durabilmek, hayata yabancılaşabilmek, konfor ortamından çıkıp dikkat kesilmek ve hobim dediğim yemek ile alakalı yeni şeyler öğrenebilmek, güler yüzler eşliğinde sohbet ile keyiflenmek...

Homend'in -çok hoşuma giden- deyimiyle "hem işte hem evde harikalar yaratan kadın" daha ne ister ki..

Evet pasta!

19 Şubat 2012 Pazar

"Mutfak Hikayeleri" yarışması,oylama süreci başladı...

'"Mutfak Hikayeleri" yarışması, biz bize aramızda', dedim sonrasında blogda ses seda yok 10 gündür. Beklemedeydim çünkü “Mutfak Hikayeleri”nizi... Sınırlı sayıda da olsa; çok keyifli fotoğraflar, anılar geldi takip edenlerden, içimizdeki bazı mutfakta sevdalılarından...

- İşte benim anı dolu buzdolabım -

Şimdi oylama süreci başladı, siz de oylayın ve en keyifli anıyı, fotoğrafı birlikte öğrenelim.

Dedim ya çekiliş yok, kura yok; biz bizeyiz aramızda... Bir ufak anımız, bir ufak eğlencemiz olsun hayatımızda... Fotoğraflar ve anılarSütüme, Sarelleme Karışma!!!” facebook sayfasında “Mutfak Hikayeleri” fotoğraf albümünde...

Hayat paylaşınca güzel, katılımcılar oylarınızı bekler!

Keyifli bir hafta sonu geçirmeniz dileğiyle...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...